Türkiye son günlerde yaşanan elim okul saldırısıyla derin bir üzüntüye boğuldu. Bu tür trajediler yaşandığında, toplumun "Neden?" sorusuna yanıt arama çabası, ne yazık ki genellikle en kolay hedefe, yani dijital oyunlara yöneliyor. Halihazırda tartışılmakta olan ve saldırının hemen ardından şiddetlenen "oyun düzenlemeleri" (oyun yasası) tartışmaları da bu arayışı daha karmaşık bir hale getiriyor.
Ancak, şiddetin kökenini dijital ekranlarda aramak, yaraya yara bandı yapıştırıp iç kanamayı görmezden gelmek gibidir. Gelin, bu üçgeni tarafsız bir gözle analiz edelim.
1. Yanılsama: Oyunlar mı Suçlu?
Bir okul saldırısının ardından ilk tepki, saldırganın oynadığı oyunlara odaklanmak oluyor. Bu, sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde de sıkça karşılaştığımız bir "sorumluluk kaydırma" biçimi.
-
Bilim Ne Diyor? Yıllardır yapılan kapsamlı araştırmalar, oyun oynamak ile şiddet eğilimi arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kuramamıştır. Milyonlarca çocuk ve yetişkin her gün şiddet temalı oyunlar oynuyor ancak bunların çok çok küçük bir azınlığı, çok daha temel, psikolojik ve sosyal sorunların birleşimi sonucu şiddete başvuruyor.
-
Neden Oyunları Suçluyoruz? Çünkü karmaşık sosyal sorunları (bullying, ebeveyn-çocuk kopukluğu, okul iklimindeki eksiklikler, ruh sağlığı hizmetlerine erişim) çözmek zordur. Ancak bir oyunu veya platformu suçlamak kolaydır. Bu, toplumun suçluluk duygusunu hafifletmek için başvurduğu bir savunma mekanizmasıdır.
2. Yasal Düzenleme: Kapatmak mı, Denetlemek mi?
Son dönemde meclis gündemine gelen ve dijital oyun platformlarını kapsayan yasal düzenlemeler, aslında oyunların "yasaklanması" ile ilgili değil, "denetlenmesi" ve "şeffaflaştırılması" ile ilgilidir.
-
Dijital Okuryazarlık ve Güvenlik: Oyun platformlarının yerel temsilcilik kurması, verilerin korunması ve ebeveyn denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, aslında oyunları bir tehdit olarak görmenin değil, onları güvenli bir ekosistem haline getirmenin adımlarıdır.
-
Hata Nerede? Toplumdaki "Oyunlar yasaklanıyor" veya "Oyunlar şiddetin tek kaynağı" algısı, yasaların içeriği ile kamuoyunun beklentisi arasındaki boşluktan kaynaklanıyor. Hukuk, platformların yükümlülüklerini belirlerken; toplum, şiddeti bitirecek bir sihirli değnek (yasaklama) arıyor. Bu beklentiyi yönetemediğimizde, yasal düzenlemeler amacından sapmış gibi görünüyor.
3. Gerçek Çözüm: Ekranın Ötesine Bakmak
Okul saldırıları gibi bir trajediyi önlemenin yolu, çocukların elindeki telefonu veya bilgisayarı kısıtlamaktan geçmiyor. Gerçek çözüm daha zor, daha sabır gerektiren ancak tek geçerli yol olan "insan odaklı" yaklaşımda saklı:
-
Okul İklimi: Akran zorbalığıyla mücadele eden, çocukların kendini ifade edebildiği güvenli alanlar oluşturmak.
-
Ebeveyn Denetimi Değil, Ebeveyn İletişimi: Çocuğun ne oynadığını takip etmek yetmez; o oyunun ona ne hissettirdiğini, okulda neler yaşadığını anlamaya çalışmak gerekir.
-
Dijital Okuryazarlık: Çocuklara teknolojiden kaçmayı değil, teknolojiyi sağlıklı bir şekilde tüketmeyi öğretmek.
Sonuç Yerine
Oyunlar, şiddetin nedeni değil, şiddete meyilli bireylerin sığındığı veya vaktini geçirdiği bir platformdur. Bir okul saldırısını oyunlara bağlamak, şiddet uygulayan bireyin gerçek motivasyonlarını (sosyal izolasyon, travma, ihmal) görmemizi engeller.
Eğer çocuklarımızı korumak istiyorsak, onları ekranlardan uzaklaştırmanın değil; ekranın ötesindeki gerçek dünyada kendilerini değerli, güvende ve anlaşılmış hissetmelerini sağlamanın yollarını aramalıyız.